top of page
Ara

AYM, 'Festus Okey Davasına' İlişkin Bireysel Başvuruda Kararını Açıkladı

Anayasa Mahkemesi, başkan Kadir ÖZKAYA; üyeler Engin YILDIRIM, Celal Mümtaz AKINCI, Rıdvan GÜLEÇ, Basri BAĞCI ile raportör Nahit GEZGİN’in imzası bulunan ve 10 Mart 2021 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan kararında kamuoyunda “Festus Okey davası” adıyla bilinen davaya ilişkin bireysel başvuru hakkındaki hükmünü açıkladı.

Av. Mehmet Faruk KOÇAK


Başvuru Numarası

Başvuru Tarihi

27/2/2018

Karar Tarihi

13/1/2021

Karar verilene kadar geçen süre

34 AY 14 GÜN

İlgili Haklar:

  • Yaşam Hakkı

  • Ayrımcılık Yasağı


Anahtar Kelimeler:

  • Etkili soruşturma

  • Yaşam hakkının maddi ve usul boyutu

  • Renk temelli ayrımcılık

  • Eksik araştırma

  • Soruşturmanın bağımsızlığı

Özet:

Kamuoyunda Festus Okey adıyla tanınan ve geçici sığınma başvurusu sahibi olarak Türkiye’de ikamet eden B.C. Ogu’nun (“Okey” veya “müteveffa” olarak anılacaktır), gözaltına alındığı Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünde (Amirlik) görevli kolluğun silahından çıkan kurşunla hayatını kaybettiği olayda Anayasa Mahkemesi, etkili soruşturma yükümlülüğünün gereklerinin yerine getirilmediğini vurgulayarak yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine, başvurucunun ayrımcılık iddiasını temellendirmediği gerekçesiyle ise yaşam hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediğine karar vermiştir.


Olay

Not: Olay hakkında halihazırda hala bir ceza yargılaması yürütüldüğüne ve dolayısıyla burada yapılan izahatın Mahkemenin tanık beyanları çerçevesinde yaptığı anlatım çerçevesinde olduğuna dikkat edilmelidir.

Okey’in ölümü

Anlatımlara göre, 20/8/2007 tarihinde İstanbul’un Tarlabaşı semtinde sivil kıyafet ve araçla devriye gezen kolluk görevlileri, tavırlarından şüphelendikleri Festus Okey üzerinde gerçekleştirdikleri kaba üst aramasında kokain bulmuş ve bunun üzerine Okey’i gözaltına alarak Amirliğe getirmişlerdir. Kolluk görevlileri, sivil görünümlü olmalarına rağmen Okey’in kendilerini görünce şüpheli davranışlar sergilediğini, zira bölgedeki uyuşturucu satıcılarının kendilerini tanıdığını ifade etmişler; fakat Okey’le bu olaydan önce temas edip etmediklerini beyan etmemişlerdir.


Söz konusu ekibe mensup CY ve ET, detaylı üst araması yapmak üzere görüşme odasına aldıkları Okey’in iç çamaşırında da kokain bulmuştur. Bunun üzerine, ET vaziyeti amirine izah etmek üzere odadan ayrılmıştır. Böylece odada Okey ile baş başa kalan CY, Türkçe bilmeyen Okey’den kıyafetlerini giymesini el hareketleriyle istemiştir. Beyanlara göre Okey, bu esnada bakışlarını ondan farklı yöne çeviren CY’nin silahını almaya teşebbüs etmiş, çıkan arbedede iki eliyle silahını kabzasından kavrayan CY’ye karşın, Okey silahı namlusundan tutup kendine çekmeye çalışmıştır. Fakat mücadele sırasında ateş alan silahtan çıkan mermi Okey’in vücuduna isabet etmiş ve böylece Okey, içinde 19 dakika geçirdiği Amirlik binasından hastaneye götürülmek üzere kolluk görevlilerinin kucağında çıkartılmıştır. Her ne kadar CY ve diğer kolluk görevlileri Okey’i hızlı şekilde hastaneye götürebilmişse de Okey tüm müdahalelere rağmen söz konusu kurşun yarası nedeniyle hayatını kaybetmiştir.


Olay hakkındaki soruşturma ve kovuşturma aşamalarından önemli bilgiler

- Soruşturma evrakından anlaşıldığı kadarıyla aynı Amirlik, olaydan evvel 24/2/2007 tarihinde Okey hakkında işlem gerçekleştirmiş ve parmak izi almıştır.


- CY, soruşturma makamına “Beyoğlu'ndaki siyah tenli kişilerle buraya Türkiye'nin doğu bölgesinden gelen kişilerin uyuşturucu ile ilgili suçlar yönünden dikkat edilmesi gereken kişiler olduğunu düşündüğünü” belirtmiştir. Ayrıca, silahını kendisinin ve başkalarının can güvenliğini düşündüğü için emniyet mandalı açık şekilde taşıdığını, bunun yerine silahın ateş alması için normalden daha fazla basınç gerektiren horoz tetiğini yarım çekme uygulamasına başvurduğunu ifade etmiştir.


- Olay günü CY ile beraber Amirlikte olan kolluk görevlileri ET, KKA, MA ve ÖA’nın yargılamada verdikleri beyanlar birbiriyle örtüşmekte ve yukarıda anlatılan doğrultudadır.


- CY’nin el svap örnekleri, olay anından ancak 7 saat sonra alınabilmiş ve haliyle herhangi bir atış artığına rastlanamamıştır. Keza Okey'in el svap örneklerinde de barut izi bulunamamıştır. Öte yandan, olayda ateşlenen silah üzerinde ise hiçbir vücut izi incelemesi gerçekleştirilmemiştir.


- Olayın gerçekleşme biçiminin ve silahın atış mesafesinin belirlenebilmesi için üstündeki kurşun deliği incelenmesi gereken Okey’in olay esnasında üstünde olan gömleğine ne kovuşturma ne de soruşturma aşamasında ulaşılabilmiştir. Güvenlik kameralarından ve tutanaklardan görüldüğü kadarıyla Okey hastaneye getirildiğinde üstünde hala gömleği var olmasına rağmen ölüm hadisesinden sonra müteveffanın eşyalarını teslim alan KKA, tuttuğu tutanakta sadece pantolon ve kemer teslim aldığını ifade etmiştir. Kayıp gömlek sebebiyle süreç içinde başlatılan soruşturmalarda ise kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.


- Eldeki dosyadan farklı bir soruşturma dosyasında Somali kökenli bir şahsın evinde arama yapan MA ve KKA; bu evde bir miktar kokain, Okey’in de içinde olduğu üç adet fotoğraf ve Okey’in kimliğini bulmuştur. Fakat MM, söz konusu belgelerin ve kokainin evine MA ve KKA tarafından yerleştirildiğini iddia ederek bu görevliler hakkında şikayette bulunmuştur.


- Süreç içinde, Festus Okey ismindeki şahsın aslında tedavi olmak maksadıyla 2006 yılında Türkiye’ye gelmiş bir üniversite öğrencisi olduğu, soruşturmada bu isimle anılan müteveffanın ise Türkiye’de sahte kimlik taşıdığı tespit edilmiştir. Yargılamada müteveffanın asıl isminin ve kimliğinin tespiti açısından işlemler başlatılsa da ilk çabaların sonuçsuz kalması üzerine yerel mahkeme bu çabalardan büsbütün vazgeçmiştir. Bununla beraber, müteveffanın kardeşi olan Başvurucu, söz konusu yargılamanın on beşinci duruşmasına vekil aracılığı ile katılarak kardeşinin gerçek adının B.C Ogu olduğunu ifade etmiş ve mahkemeye usulüne uygun bir katılma talebinde bulunmuştur. Bu talep, Başvurucunun soy adının Okey olmaması ve kardeşlik bağının kanıtlanmaması sebebiyle reddedilmiştir. Başvurucu, bunun üzerine son duruşmadan bir gün önce sunduğu dilekçe ile DNA tespiti yapılmasını isteyerek katılma talebini yinelemiş ve dilekçesine kardeşinin defin işlemlerini gerçekleştirdiğini ispat eder birtakım fotoğraflar, davetiyeler, gazete küpürleri ve sair belgeler eklemiştir. Mahkeme son duruşmada bu katılma talebini de reddederek 13/12/2011 tarihli kararıyla CY’nin bilinçli taksirle öldürme suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılması yönünde hüküm kurmuştur. Karar oyçokluğu ile alınmış olup kararda imzası olan heyet üyelerinden birisi, CY’nin anlatımlarına itibar edilmemesi gerektiği ve suç vasfının olası kastla öldürme olduğu yönünde karşıoy yazısı kaleme almıştır.


- Söz konusu karar, 27/1/2014 tarihinde Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından kimlik araştırması ve katılma talebinin reddi bakımından eksik araştırma bulunduğu gerekçesiyle bozulmuş; yerel mahkeme ise 5/6/2014 tarihinde kimlik araştırmasının sonuca etkili olmayacağı gerekçesiyle kararında direnmiştir. Bu kararın da temyiz edilmesi üzerine 27/3/2018 tarihli kararıyla Yargıtay Ceza Genel Kurulu direnme kararına konu mahkeme hükmünü tekrar bozmuştur. Dosya bunun üzerine tekrar yerel mahkemenin önüne gelmiş, ilk duruşma 12/12/2018’de gerçekleşmiş; bu şekilde başlayan yeni süreç içinde 15/11/2019 tarihinde Başvurucu ile müteveffanın akrabalık ilişkisi bilimsel raporlar ispat edilmiş ve nihayet 15/1/2020 tarihinde Başvurucunun davaya katılma talebi kabul edilmiştir. Söz konusu dosyanın bir sonraki duruşması ise 17/3/2021 tarihinde gerçekleştirilecektir.


Başvurucunun İddiaları

Başvurucu yaşam hakkının, adil yargılanma hakkının ve yaşam hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini iddia etse de Anayasa Mahkemesi başvuruyu sadece yaşam hakkı ve bununla bağlantılı ayrımcılık yasağı açısından incelemiştir.


Başvurucu, yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına gerekçe olarak kardeşinin salt ten renginden dolayı özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ve arkada birçok soru işareti bırakarak öldürüldüğünü; görevlilerin bu görev ve yetkilerini kötüye kullandığını; kardeşinin tehlike arz eden kolluk görevlisine karşı korunmadığını; yetkililerin takındıkları tavır ile ağır ihmal göstererek etkisiz karar verdiklerini ve toplanması gerekli delilleri toplayamadıklarını, bazı delilleri yok ettiklerini, sorumlular hakkında soruşturma başlatmadıklarını, kovuşturmaya etkili katılımı engellediklerini ve faili gözaltına alınmak bir yana failin mesleğine devam etmesine izin verdiklerini dile getirmiştir.


Yaşam hakkı ile bağlantılı olarak ileri sürülen ayrımcılık yasağı ihlali iddiasına dayanak olarak ise müteveffanın ten rengi nedeniyle öldürüldüğü iddiası dile getirilmiştir.


Mahkemenin Değerlendirmesi

Kabul edilebilirlik Yönünden

- Yaşam Hakkı Bakımından

Mahkeme, başvuru belgelerinde Başvurucunun müteveffa ile arasındaki akrabalık ilişkisini kanıtlar içerik olmamasına rağmen, başvuru yapıldıktan sonraki yargı süreçlerindeki gelişmeleri dikkate alarak Başvurucunun dolaylı mağdur sıfatı olduğunu kabul etmiştir (§ 129).


Kararın ilerleyen paragraflarında, CY dışındaki kolluk görevlileri hakkındaki yargı süreçlerine ilişkin ihlal iddiaları, söz konusu yargılamaların halen derdest olması göz önünde bulundurularak başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur (§ 137).


CY’nin yargılanmasına ilişkin ve devletin öldürmeme yükümlülüğünün ihlal edildiğine dair iddialar ile başvurunun kabul edilebilirliği incelemesinin “iç içe girmiş olması” nedeniyle bu değerlendirmelerin esas hakkındaki inceleme kapsamında birlikte yapılmasına karar verilmiştir (§ 143).


- Ayrımcılık Yasağı Bakımından

Başvurucu, kardeşinin ten rengi nedeniyle ve ırkçılık saikiyle öldürüldüğünü iddia etmiş ve Mahkeme de CY’nin yargılamalarda verdiği beyanlara atfen bu iddiayı dikkate almıştır. Mahkemeye göre CY’nin özellikle “Beyoğlu'ndaki narkotik suçların ağırlıklı olarak Türkiye'nin doğu bölgesinden gelenler ile siyah tenliler tarafından işlendiği” ve "siyahi şahsı şüpheli hareketleri üzerine gözaltına aldık" şeklindeki ifadeleri dikkat çekicidir (§§ 183, 204).


Fakat Mahkemeye göre her ne kadar Okey’in gözaltına alınması fiili açısından ten rengi faktörünün dikkate alındığı argümanının savunulabilir bir temeli bulunsa da müteveffanın öldürülmesi olayında ten renginin etkili olduğunu gösteren herhangi bir işaret bulunmamaktadır. Bu sebeple, ispat yükünün yer değiştirmesine yetecek bir temellendirmeden bahsedilemeyeceğinden başvuru bu açıdan açıkça dayanaktan yoksun olduğundan kabul edilemez bulunmuştur (§ 207). Engin YILDIRIM, bu görüşe farklı bir gerekçeyle katılarak başvurunun kabul edilemez olmasının nedeni olarak başvuru yollarının tüketilmemesinin gösterilmesi gerektiğini savunmuştur.


Esas Yönünden

- Yaşam hakkının usul boyutu açısından

Mahkemeye göre ölüm olayı hakkındaki soruşturmanın yeterliliği ve bağımsızlığı açısından dört büyük sorun bulunmaktadır. Bunlar, (1) Müteveffanın gömleğinin, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından çok önemli bir delil olmasına rağmen bulunamaması, (2) olayda ateşlenen silah üzerinde vücut izi incelemesi yapılmaması, (3) CY’nin elinde barut artığı incelemesinin oldukça geç yapılması, ve (4) müteveffanın daha önce Amirliğe getirildiği bilinmesine rağmen CY ile önceden temasının olup olmadığının araştırılmaması olarak sıralanmıştır (§§ 166-169).


Mahkemeye göre silahın atış mesafesini ortaya koyacak tek delil müteveffanın gömleğidir; silahın atış mesafesi ise olayın gerçekleşme koşulları açısından “çok güçlü fikir verebilecek bir donedir”. Hal böyleyken ve müteveffanın hastaneye kolluk görevlilerince ve ağır yaralı halde getirildiği düşünüldüğünde “gömleğin kaybolması anlaşılması güç bir durumdur”. Mahkemeye göre “diğer giysilerin aynı akıbete uğramayıp sadece gömleğin kaybolması çok dikkat çekicidir.” Bu durum, “gömleğin atış mesafesinin belirlenmesinde önemi olduğunu bilen kişi veya kişilerin giysiler arasında bu yönde bir seçim yaptığına kuvvetli biçimde işaret etmektedir. Bu nedenle mevcut bilgi ve belgeler, olayda aydınlatılması bakımından kritik bir önemi olan delilin yok edildiği intibası uyandırmaktadır.” Neticede, her ne sebeple olursa olsun söz konusu gömleğin bulunamamasının Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi açısından meydana getirdiği sonuç, ölüm olayı açısından mevcut sorumluluğu ortaya koyabilecek delilin elde edilmesi için gerekli makul tedbirlerin alınmaması yüzünden atış mesafesinin kesin nitelikte belirlenememesi ve soruşturmanın bu sebeple noksan kalmış olduğudur.


Öte yandan silah üzerindeki vücut izinin araştırılmaması hususu ise kamu otoritelerinin elde edilmesi güç olmayan çok önemli bir delilin toplanması hususunda kendilerinden makul olarak beklenebilecek tedbirleri almadıklarını göstermektedir.


Mahkemeye göre, CY’nin elinde barut artığı araştırmasının olay anından yedi saat sonra yapılması sebebiyle atış artığının tespit edilmesinin imkansızlaştığı izahtan varestedir. Halbuki bu açıdan yapılacak değerlendirmelerle söz konusu elin ateş eden el mi yoksa sadece silahı tutan el mi olduğu tespit edilebilecek haldedir. Dolayısıyla bu konuda da makul adım atılmayarak elde edilmesi muhtemel bir delile ulaşılmamasına sebebiyet verilmiştir.


Son olarak, müteveffanın 24/2/2007 tarihinde, yani olay anından birkaç ay önce aynı Amirliğe getirilmiş olduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Buna rağmen Okey ile CY ve Amirlikte çalışan diğer kolluk görevlilerinin yargılamaya konu olaydan evvel temas edip etmediği hususu araştırılmaya değer olmasına rağmen araştırılmamıştır.


Mahkemeye göre, “Soruşturmada olayın aydınlatılmasına imkân verebilecek nitelikteki bazı tedbirlerin alınmaması, bağımsızlığın olmadığını kendiliğinden düşündürtmektedir. Soruşturma veya kovuşturma sürecinde sergilenen aşırı özensizlik ve isteksizlikler, olayın seyrinin kabulü bakımından kamu görevlisi olan şüphelilerin ifadelerine aşırı derecede önem verilmesi, sonuca ulaşmak bakımından hayati önemdeki bazı konuların araştırılmasında isteksiz davranılması gibi bazı hususlar olayın şartlarına göre başlı başına soruşturmanın bağımsızlığı konusunda sorun teşkil edebilmekte, adalete ulaşılmasının istenmediği izlenimine yol açabilmektedir. Bunun yanında olayın aydınlatılmasına imkân verebilecek tedbirlerin alınmaması soruşturmaların bağımsızlığına açıkça gölge düşürdüğü gibi soruşturmaların yeterliliği üzerinde de derin etki yaratmaktadır” (§ 170)


Mahkeme, soruşturmanın etkililiği açısından ise Başvurucunun yargılamaya katılımının temin edilmesi ve makul ivedilik şartları açısından bir değerlendirme yapmıştır. Bu kapsamda, yerel mahkemenin Başvurucunun katılma talebini ısrarlı şekilde reddetmesinin yargılama sürecinin sekiz yıl uzamasına sebebiyet verdiği ve müteveffanın kimliğinin tespit edilmesini engellediği tespit edilmiştir. Halbuki bu kimlik bilgisi suçun işlenmesindeki nedeni belirlemede önemi olabildiği gibi ölenin yaşı, fiziksel veya ruhsal bakımdan durumu gibi faktörlerin suçun niteliğine doğrudan bir etkisi de vardır (§ 173).


Mahkemeye göre “ölenin kimliğini ve dolayısıyla başvurucunun mağduriyetini araştırmamadaki bu ısrarcı tutum dikkat çekicidir”. Yaşam hakkı söz konusu olduğunda ölenin kimliği gibi açıklığa kavuşturulmasının gerekliliğinde hiçbir tereddüt olmayan konuları araştırmamakta -üstelik Yargıtay’ın ilgili kararı da ortadayken- ısrarcı olunmasının üzerinde daha dikkatli düşünülmesi gerektiği ifade edilmelidir. Aksi hâlde bu gibi durumların tıpkı soruşturmalarda olayın aydınlatılmasına imkân verebilecek tedbirlerin alınmamasında olduğu gibi sürecin bağımsız yürütülmediği yönünde bir intiba oluşturulmasına sebebiyet vermesi kaçınılmaz olacaktır.”(§ 174) Açıklanan nedenlerle araştırılması mutlak zorunlu olan konuyu araştırmayı reddetme soruşturmanın etkililik adına ivedilik ölçütünün gereğinin yerine getirilmemesine de neden olmuştur.


- Yaşam hakkının maddi boyutu açısından

Mahkeme, yaşam hakkının sınırlanması bakımından anayasada öngörülen amaçların hiçbirisinin somut olayda bulunmadığının altını çizerek devletin yaşam hakkı kapsamındaki öldürmemeye ilişkin negatif yükümlülüğünün ihlal edildiği kanaatine varmıştır (§ 181).

Commentaires


bottom of page